Advert
Türk- Rus ilişkilerinin Mesafeli yol izlemesi..
Sercan Çetin Topşaklı

Türk- Rus ilişkilerinin Mesafeli yol izlemesi..

Reklam
Türkiye ve Rusya arasındaki 1990'lı yılların ortalarına doğru, özellikle bu yılların ikinci yarısında ise Türk-Rus ilişkilerinde bazı sıkıntılar baş göstermeye başlamış, ya da aslında var olan sıkıntılar
daha belirgin bir hal almıştır.sevgili okurlarımız bu Makalemizde Edindiğim bazı kaynaklardan yola çıkarak Soğuk Savaş sonrası
dönemde Türk-Rus ilişkilerinin nasıl bir seyir izlediğini özetlemek istedim. Öncelikle  iki ülke arasındaki ilişkilerin genel seyrine değinelim.1990'ların başlarında Sovyetler Birliği'nin aniden ve büyük bir imparatorluğun,belki de 20. yüzyılın son modern imparatorluğunun, çöküşünü simgelercesine
dağılması Türk-Rus ilişkilerinde yeni bir dönemi de beraberinde getirmiştir.
 
Soğuk Savaş dönemi boyunca iki ülke arası ilişkilerine esas olarak "gergin" ve "mesafeli" olduğu söylenebilir. Gerçi zaman zaman ülkeler arası ziyaretler ve ekonomik işbirliği türünden bazı antlaşmalar gerçekleşmiştir.
Özellikle bu, Batı Bloğu'nda yer almış bulunan Türkiye'nin blok dahilinde hayal
kırıklığına uğradığı dönemlerde yaşanmıştır. Örneğin ABD ile ilişkilerin ciddi düzeyde
sarsıldığı 5 Haziran 1964 "Johnson Mektubu" olayı sonrası ve 1974 Kıbrıs müdahalesinin
ardından gelen Amerikan silah ambargosu akabinde Türk-Sovyet ilişkileri
göreceli olarak gelişmiştir. Hatta 1975 yılında İskenderun Demir-Çelik Fabrikası Rus
sermayesi ile ve dönemin Rus Başbakanı'nın katılımıyla açılmış, 1978 yılında dostluk,
iyi komşuluk ve işbirliğine dayalı bir siyasal belge imzalanmıştır. Yine 1984'de
bir doğalgaz anlaşması, 1989'da ise Sınır ve Kıyı Ticareti Anlaşması imzalanmıştır.
Ancak tüm bunlar, Türk-Rus ilişkilerindeki genel olumsuz çizgiyi değiştirmeye
yetmemiştir. Bunun en temel nedeni, Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'nın hemen
ardından ağır bir Rus baskı ve tehdidine maruz kalmasıdır.
Türkiye açısından da, komünizmin çöküşü ile Rus baskısı belirgin bir biçimde
azalmış, Sovyetlerin dağılması, özellikle güvenlik kaygıları bakımından ülkede
memnuniyetle karşılanmıştır. Dünya iki kutuplu sistemden, ABD önderliğinde hiyerarşik
ya da tek kutuplu bir sisteme doğru evirilirken tarihsel olarak Batı Bloğu'nda yer alan Türkiye'nin Rusya'ya yönelik güvenlik
endişesi belirgin bir biçimde hafiflemiştir. Yeni uluslararası sistemde Rusya'nın global barış ve güvenliğe ilişkin işbirliği örnekleri de (1990-1991 Körfez Krizi'nde, yine
etnik çatışmalara ilişkin Birleşmiş Milletler müdahalelerini desteklemesinde olduğu
gibi Türkiye'de olumlu yankı bulmuştur.
 
Soğuk Savaş'ın hemen ardından iktidara gelen Batı yanlısı reformcuların başarısızlıkları,
ülkenin iç savaşlarla çalkalanan bir kaos ortamına sürüklenmesi, kamu otoritesinin
ciddi düzeyde sarsılması ve dizginlenemeyen ekonomik krizler gibi etkenler,
"Yeni Avrasyacılar" olarak anılan bir grubu iktidara taşımıştır. Bu grubun yönetimi
devralmasıyla Batı'ya olan ilgi azalmış, ilgi odağı daha ziyade Kafkaslar ve Güney
Asya bölgelerine kaymıştır. Bu çerçevede Rus dış politikasında 1993 yılı başlarından
geçerli olmak üzere "Yakın Çevre" doktrini kabul edilmiştir. Buna göre Rus güvenliği
Rusya Federasyonu'nun sınırlarından değil, eski Sovyetler Birliği sınırlarından
başlamaktadır. Yine aynı doktrin çerçevesinde, Kafkaslar ve Güney Asya'ya yönelik
olarak, Rusya'nın bu bölgelerde ekonomik yönden diğer ülkelerden daha imtiyazlı
olması gerektiği görüşü benimsenmiştirRusya, Yakın Çevre doktrinini yaşama geçirebilmek için Kafkaslar ve Güney
Asya'daki etnik çatışmaları kullanmış, bu çatışmalara müdahalede bulunmuş, hatta bazı
yeni çatışmaları da teşvik etmiştir. Bu bağlamda Rus askerleri 1993 yılından başlayarak
Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve daha bir çok yere girmişlerdir. Bu gelişme,
aynı bölgede etnik ve dinsel bağlarını kullanarak etki alanını genişletme arzusunda olan
Türkiye'yi rahatsız etmiştir. Aynı zamanda Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya ile
sınırı kalmayan Türkiye'nin, bölgeye konuşlanan Rus askerleri sayesinde bu devletle
tekrar "sınırdaş" olması, Türkiye açısından bir güvenlik endişesi de doğurmuştur.
Bunun ötesinde Yeni Avrasyacıların Türkiye'nin hasım komşusu Suriye'ye
silah desteği sağlamaları, 1995 yılında Kıbrıs Rum Kesimi'ne Türkiye'nin güneyini
vurabilecek menzilde S300 füzeleri satmaları, Yunanistan ile yakın ilişki içerisinde
olmaları, Türk-Rus ilişkilerinde Türkiye'yi rahatsız eden gelişmeler olarak ortaya
çıkmıştır. Ancak ilginç olan, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin bu sorunlardan etkilenmemesi,
ya da ciddi düzeyde etkilenmemesidir. Rusya, 1990'lı yılların ikinci
yarısında ve sonrasında da Türkiye'nin en büyük ticari partnerlerinden biri olmaya
devam etmiştir.Buraya kadar anlatılanları, Soğuk Savaş sonrası dönemde Türk-Rus ilişkilerini
güçlü ve zayıf yönleri itibariyle değerlendirip bir sonuca bağlarken, bunu, biraz da
tarihsel bir konteks temelinde yapmakta, geçmiş ile bugün arasındaki bağı göz ardı
etmemek bakımından yarar vardır.
Rusya, III. Ivan ile 15. yüzyıl ortalarında büyük bir güç olarak tarih sahnesine
çıktıktan sonra Türklüğün, yani hem Osmanlı Devleti'nin, hem de Orta Asya Türklerinin
en büyük hasımlarından biri olmuştur. Nitekim Osmanlı Devleti'nin gerileme ve
çöküş dönemlerinde en çok savaştığı ülke Rusya'dır. Orta Asya Türk ve Müslüman
halkları da 16. yüzyıl ortalarında Kazan Hanlığı'nın Ruslar tarafından yıkılmasından
sonra birer birer Rus yayılmacılığının hedefi haline gelmişlerdir.Çarlık Rusya'sı dönemindeki amansız rekabet, 1917'deki Bolşevik Devrimi'nin
ardından kendini Türk-Rus ilişkilerinde kısa süreli bir dostluğa bırakmıştır. 1921 tarihli
Dostluk, İyi Komşuluk ve İşbirliği Antlaşması ile 1925 tarihli Tarafsızlık ve Saldırmazlık
Antlaşması bu dostluğun simgeleri olmuşlardır. Çünkü 1920'li yıllarda her
iki ülkenin de önceliği, kendi iç sorunlarının üstesinden gelmek, rejimi yerleştirmek
ve sorunlu olduğu Batılı ülkeler ile bağlarını mesafeli tutmak olarak şekillenmiştir.
Ancak bu durum, 1930'lu yıllardan itibaren Rusya'nın Sovyetler Birliği adı altında
yeniden güçlenmeye başlamasıyla değişime uğramış, İkinci Dünya Savaşı sonrasında
ise radikal bir biçimde değişmiştir. Savaştan iki süper güçten biri olarak çıkan
Sovyet Rusya, Doğu Anadolu'daki Türk toprakları ve Boğazlar üzerindeki emellerini
yeniden gündeme getirmiştir. Bu emeller, gerek Türkiye'nin Batı Bloğu'na girmesi ve
gerekse Stalin'in ölümünden sonra Sovyet dış politikasının değişime uğraması sonucu
gerçekleşmese de, Türkiye üzerinde adeta travma yaratıcı bir etki doğurmuş, tarihsel
olgular temelinde şekillenen Rus güvensizliğini daha da pekiştirici bir rol oynamıştır.
Fakat Soğuk Savaş sonrasında değişen dünya ile birlikte Türk-Rus ilişkileri de
yeni bir döneme girmiştir. İki ülke arasında, özellikle ticari alanda işbirliği potansiyeli son
derece artmış, 1990'lı yıllardan itibaren Rusya, Türkiye'nin en önemli ticari partneri konumuna
gelmiştir. Bu trend, 2000'li yıllarda da devam edecek gözükmektedir. Rusya'ya
giden 300 civarında Türk fi rması inşaat, turizm, bankacılık ve market yatırımları yapmıştır.
27 yerde Ramstore marketleri açılmıştır. 30.000'in üzerinde Türk işçisi yine Rusya'da
çalışmaktadır. Halen Türkiye Rusya'dan doğalgaz, ham petrol, demir çelik ve kömür almakta,
buna mukabil tekstil, giyim, sebze meyve ve demir çelik satmaktadır. Turistik
ilişkilerde de Rusya'dan Türkiye'ye gelen turist sayısı her yıl artma eğilimindedir. Son
verilere göre, Türkiye'ye en çok turist gönderen ülkelerin başında, Almanya'nın ardından
Rusya ikinci sırada gelmektedir Rus_%C4%B0li%C5%9Fkileri). Tüm bu gelişen ilişkilerin anlamlı bir sembolü olarak
2007 yılı Türkiye'de "Rus yılı", 2008 yılı ise Rusya' da "Türk yılı" ilan edilmiştir.
Soğuk Savaş sonrasında uluslararası ilişkilerde -deyim yerindeyse- moda
trend, uluslar arasında artan karşılıklı bağımlılık ve sosyo-ekonomik ilişkiler ağının
çatışma riskini azalttığı ve barışı teşvik ettiği yönündedir. Bu, Türk-Rus ilişkilerinde
de bir yerde doğrudur. Artan karşılıklı bağımlılık ve gelişen işbirliği her iki toplumu
da birbirine yakınlaştırmış, ortak kazanımlar yeni bir dostluk ruhunu da beraberinde
getirmiştir. Bunun en belirgin bir göstergesi, yukarıda değinildiği gibi, birer yılın
karşılıklı olarak Türk ve Rus toplumlarına atfedilmesidir.
Ancak Türk-Rus ilişkilerinde göz ardı edilmemesi gereken nokta, Soğuk Savaş
sonrasında ivme kazanan karşılıklı işbirliğinin her iki ülkenin de birbirlerine yönelik
dış politikalarında tek belirleyici güç olmadığıdır. Devletlerin dış politikaları yakın
dönem işbirliğinin yanı sıra, hatta bundan daha çok, tarihsel olgular ve jeopolitik
gerçeklerle şekillenir. Konuya bu açıdan bakıldığında, Türk-Rus ilişkilerinin aslında
kırılgan bir yapıya sahip olduğu gerçeği ortaya çıkar. Tarihsel olarak Rusya'nın sahip olduğu potansiyel güç, Türkiye için sürekli bir tehdit kaynağı olmuştur. Bu güç zaman
zaman kendini yayılmacı politikalar şekilde göstermiş, tarihte, özellikle Osmanlı döneminde,
pek çok Türk-Rus savaşı gerçekleşmiştir. İki ülke arasında savaş olmadığı
zamanlarda da yine Rusya'nın sahip olduğu büyük güç, Türkiye'yi endişelendirmeye
devam etmiştir. Bu bağlamda Soğuk Savaş sonrasında görünürde ekonomik anlamda
artan işbirliğine rağmen, Rus askerlerinin Gürcistan ve Ermenistan'a girmeleri, 1993
yılında Rusya'nın Dağlık Karabağ sorununa ilişkin olarak Türkiye'yi Ermenistan'a
müdahale etmeme konusunda tehditle karışık uyarması, Türkiye için hep endişe kaynağı
olmuştur. Dolayısıyla konu askeri/güvenlik sorunlarına geldiğinde, Türkiye'nin
Rusya'ya karşı tarihsel olgular ve jeopolitik konumundan kaynaklanan güvenlik endişesinin
devam ettiğini söylemek mümkündür. Bu durum, toplumlar arası yakınlaşmaya
rağmen, devletler düzeyinde Türk-Rus ilişkilerinin mesafeli seyretmesine neden olmaktadır.
Kaynaklar
http://www.shodb.gov.tr/Kanunlar/kanun_den_trafi k.html (10.07.2009).
http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/5193.html (15.07.2009).
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk-Rus_%C4%B0li%C5%9Fkileri (17.07.2009).
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Erzurumlu Minik Ece'den Mehmetçiğe Mektup
Erzurumlu Minik Ece'den Mehmetçiğe Mektup
Doğuanadolu sivil Toplum Örgütleri Birliği'nden provokasyon açıklaması
Doğuanadolu sivil Toplum Örgütleri Birliği'nden provokasyon açıklaması